Afyon Kültür Sanat
Hoşgeldiniz

  • DOLAR
    7,8156
  • EURO
    9,2693
  • ALTIN
    483,66
  • BIST
    10,2739
Antalya Film Festivali’nin Uluslararası Yarışma Seçkisinde Öne Çıkan 5 Film

Antalya Film Festivali’nin Uluslararası Yarışma Seçkisinde Öne Çıkan 5 Film

Yarın akşam düzenlenecek açılış töreniyle başlayacak olan 57. Antalya Altın Portakal Film Festivali, 10 Ekim’e kadar hem yerli hem de yabancı pek çok filmi sinemaseverlerle buluşturacak. Bu yapımlar arasında çoğunluğu Venedik Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapan Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması filmleri de yer alacak. Filistin’den Fransa’ya, Finlandiya’dan İran’a dünyanın dört bir yanından toplam 10 filmin yer aldığı seçkideki filmler Türkiye’de ilk kez Antalya’da izleyicilerin karşısına çıkacak.

En İyi Film ve En İyi Yönetmen dallarındaki 120 bin TL para ödülü ile En İyi Kadın Oyuncu ve En İyi Erkek Oyuncu dallarında verilecek Altın Portakal heykelcikleri için yarışılacak Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması’ndaki filmleri Ada Solomon, Emin Alper, Frederick Boyer, Niki Karimi ve Sandra Kogut‘tan oluşan jüri değerlendirecek. Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması’nın kazananları 10 Ekim’deki Kapanış ve Ödül Töreni’nde belli olacak.

Açıkhava gösterimleri ile sinema deneyimini sürdürecek olan 57. Antalya Altın Portakal Film Festivali için geri sayım sürerken, bu yıl Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması’nda öne çıkan 5 filmi derledik.

Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması’nda Öne Çıkan 5 Film

Dinle – Listen

12 Eylül’de 77. Venedik Film Festivali Ödülleri sahiplerini bulduğunda, öne çıkan filmlerden biri de Portekizli yönetmen ve oyuncu Ana Rocha de Sousa‘nın ilk uzun metrajlısı Listen oldu. Dünya prömiyerini Venedik Film Festivali’nin Orrizonti – Horizons seçkisinde yapan Listen, hem Geleceğin Aslanı ödülüne hem de Jüri Özel Ödülü’ne layık görüldü.

Ana Rocha de Sousa’nın senaryosunu Paula Alvarez Vaccaro ve Aaron Brookner ile birlikte kaleme aldığı film, İngiltere’de yaşayan Portekizli göçmen bir çift üzerinden, sesleri duyulmayan bir kesime ayna tutuyor. Hikâyenin merkezinde İngiltere’de temizlikçi olarak çalışan Bela (Lúcia Moniz) ve Jota (Ruben Garcia) çifti yer alıyor. Çiftin ortanca çocukları olan Lu’nun işitme cihazı bozulunca, yardım alma umuduyla sosyal hizmetlere başvuruyorlar. Ancak yardım umuduyla yapılan bu başvuru, kendilerini Ken Loach filmlerinden aşina olduğumuz sistematik bir kabusun içinde bulmalarına neden oluyor. Kızlarının işitme cihazını yeniletmek için giriştikleri bu yol, ailelerini bir arada tutabilmek için seslerini duyurmaya çalıştıkları zamana karşı bir yarışa dönüşüyor.

Nereye Gidiyorsun, Aida? – Quo Vadis, Aida?

2006 yapımı Esma’nın Sırrı – Grbavica filmiyle dikkat çeken Bosnalı yönetmen Jasmila Žbanić’in kamerasını bir kez daha Bosna Savaşı’na çevirdiği Nereye Gidiyorsun, Aida? – Quo Vadis, Aida?, hem dünya prömiyerini yaptığı Venedik Film Festivali’nde, hem de sonrasında ziyaret ettiği Toronto Film Festivali’nde adından övgüyle söz ettirmeyi başardı.

Senaryosunu da Žbanić’in kaleme aldığı Quo Vadis, Aida?, izleyicileri 1995 yılının Bosna’sına götürüyor ve bölgede yaşanan vahşeti Birleşmiş Milletler için çevirmenlik yapan Aida’nın gözünden anlatıyor. Aida’nın görev aldığı Srebrenitsa kasabası Sırp ordusunun işgaline uğrayınca, Aida’nın ailesi de Birleşmiş Milletler kampına sığınmaya çalışan binlerce kişi arasına karışıyor. Taraflar arasında devam eden görüşmelerde tercümanlık yapan Aida, tarihin en kanlı katliamlarından birine uzanan sürece ilk elden şahit oluyor.

En Uzun Gece – Yalda, A Night for Forgiveness

Daha önce belgeselleri Cannes ve Locarno gibi önemli festivallerde gösterilen İranlı yönetmen Massoud Bahkshi‘nin imzasını taşıyan En Uzun Gece – Yalda, A Night for Forgiveness, Sundance Film Festivali’nden Jüri Büyük Ödülü ile döndükten sonra Berlin Film Festivali’ne de konuk oldu ve İran’daki kadınların toplum içindeki yerini sorgulayan öyküsüyle her iki festivalde de adından söz ettirmeyi başardı.

Kendisinden yaşça epey büyük olan kocasını öldürdüğü için ölüm cezasına çarptırılan genç bir kadın olan Maryam, Yelda gecesi televizyona çıkarılır ve affedilmeyi istemesi için maktulün tek kızı olan Mona ile yüzleştirilir. Ancak yayın ilerledikçe her iki kadın da beklenmedik tercihlere imza atar. Bahkshi, bir zamanlar yakın arkadaş olan bu iki kadının yüzleşmesi üzerinden, kadınların İran’ın ataerkil toplumundaki yerini sorgulayan provakatif bir filme imza atıyor. Genç bir kadının yaşam mücadelesinin şiir okumaları ve izleyici mesajları ile harmanlanan bir televizyon programına konu olması, medyaya dair bir eleştirinin de ortaya çıkmasını sağlıyor.

Belirsiz Bir Süre İçin Birlikteliğe Hazırlık – Preparations to be Together for an Unknown Period of Time

Macar yönetmen Lili Horvát, ikinci uzun metrajlısı olan Belirsiz Bir Süre İçin Birlikteliğe Hazırlık – Preparations to be Together for an Unknown Period of Time‘da aşk ve delilik arasındaki ince sınırı mercek altına alıyor. Dünya prömiyerini yaptığı 77. Venedik Film Festivali’nde beğeniyle karşılanan film, sonrasında Toronto, Zürih, Chicago gibi festivallere de konuk oldu.

Senaryosunu da Horvát’ın kaleme aldığı Preparations to be Together for an Unknown Period of Time, 40 yaşındaki bir beyin cerrahi olan Márta’ya odaklanıyor. Bir konferansta tanıştığı, kendisi gibi beyin cerrahı olan János’a aşık olan Márta, sevdiği adamla birlikte olabilmek için Amerika’daki başarılı kariyerini bırakıp Budapeşte’ye dönüyor. Ancak hayatının aşkı olarak gördüğü adam hiç tanışmadıklarını iddia edince Márta kendisini büyük bir belirsizliğin içinde buluyor. Horvát’ın Kieślowskivari olarak tanımlanan filmi, izleyicileri de bu şüpheye ortak ediyor. Márta gerçekten söylediği gibi bu adamla tanıştı mı yoksa zihninde bir şeyler ciddi şekilde ters mi gitti? Bu şüphe kısa süre sonra “aşık olma” hâline dair bir sorgulamaya dönüşüyor. Preparations to be Together for an Unknown Period of Time, varoluşsal sorgulamaları, karanlık atmosferi ve etkileyici görüntü yönetimiyle Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması’nın en dikkat çekici filmleri arasında yer alıyor.

Gaza Mon Amour

Gaza Mon Amour, ilk uzun metrajlıları Dégradé ile Cannes, Toronto gibi önemli festivallere konuk olan Arab ve Tarzan Nasser kardeşlerin imzasını taşıyor. Nasser kardeşler ikinci uzun metrajlılarında yine kameralarını Gazze sokaklarına çeviriyor ve izleyicileri politik hiciv ile romantik komedi türleri arasında gidip gelen bir hikâyeye ortak ediyor.

Gazze’de yaşayan ve hayatını balıkçılık yaparak kazanan altmışlı yaşlarındaki Issa, bir gün ağında antik görünümlü bir Apollo heykelciği bulur. Ne yapacağını bilemediği bu heykeli saklayan Issa, içten içe bu keşfin hayatını değiştireceğine inanmaya başlar. Bu inancın verdiği özgüven, Issa’nın uzun süredir hoşlandığı ama bir türlü açılamadığı Siham’a açılması için ona cesaret verir. Gazze’de karartmalar, bombalamalar ve polis aramaları birbirini takip ederken, politik iklimin günlük hayatta doğurduğu absürtlükler Issa ve Siham’ın evlenme çabalarını da etkiler.

Siham’a Hollywood yapımlarından da tanıdığımız usta oyuncu Hiam Abbass‘ın hayat verdiği filmde Issa’yı ise Salim Dau canlandırıyor. Dünya prömiyerini Venedik’te yaptıktan sonra Toronto Film Festivali’ne de konuk olan Gaza Mon Amour, Asya filmlerine verilen NETPAC Ödülü’nün sahibi oldu.

 

Kaynak: FilmLoverss 

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM